'EYVAH, BAKICIM GİDİYOR' Yazdır e-Posta

                                                                                           Uzm. Psk. Danışman Nur AĞDELEN 

Yabancı Bakıcıların Büyüttükleri Çocuklar

Doğum izni bitmek üzere olduğunda, çalışan anne ve babaların, ebeveynleri uzaktaysa ve yakınlarda oturan, çocuğa bakabilecek bir akrabaları yoksa tek seçenekleri kalır: Çocuğa bir bakıcının bakmasını sağlamak. Burada da "Nasıl bir bakıcı?" sorusu gündeme gelir.

Tüm anneler, o yokken çocuklarına iyi bakabilecek, çocuğunu koruyabilecek, güvenebileceği bir bakıcıyla çalışmak ister. Bazı aileler, bakım veren kişinin çocuğun bakımını sağlarken, kendileriyle birlikte yaşam sürmesini tercih ederler. Böyle durumlarda bakıcı da aileden biri haline gelir ve gün içerisinde birlikte geçirdikleri yoğun süreyle bağlantılı olarak, çocuğu aile üyeleri kadar etkiler. Türkiye’de genellikle aileyle birlikte yaşayan bakıcılar yurt dışından gelen yabancı bakıcılardır.

Peki, yabancı bakıcılar bakımını sağladıkları çocukları nasıl etkiler?

Her bireyin olduğu gibi, her ailenin de kendine has özellikleri vardır. Bu eve yeni gelen kişinin, geldiği eve, aileye ve çocuğa alışması zaman alır. Bu nedenle, eve yeni gelen bakım veren kişiyle bir süre birlikte zaman geçirilmesi, evin düzeni, çocuğun bakımı konusunda önem verilen konularla ilgili bilgi verilmesi önemlidir. Bu yeni dönem, hem eve gelen bakım veren kişi hem de aile üyeleri açısından zor bir süreçtir. Çünkü yapılanmış bir aile sistemine dışarıdan dâhil olan kişi için bu ev, aile ve çocuk tanıdık değildir. Aynı şekilde aile üyeleri de evinde belki hiç tanımadığı, farklı kültürden biriyle yaşamaya başlamıştır. Dolayısıyla iki taraflı bir alışma dönemi söz konusudur. Aile üyeleri bakım veren kişiyi, bakım veren kişi de evi ve aile üyelerini tanımaya başlar ve birbirlerine zamanla alışırlar.

Evde bakım veren kişinin çocuk üzerindeki etkilerine bakıldığında, çocuğun bakımını sağlayan kişi, çocuğun duygusal, bilişsel, dil ve sosyal gelişiminde çok etkilidir. Özellikle gelişimin temellerinin atıldığı 0-6 yaş dönemde, çocuğa bakım veren kişiler çocukların gelişiminde belirleyicidir. Çocuğa bakım veren kişi, çocuğun yemek, uyku bakımından düzenli yaşamasını sağlarken, kişisel yakınlık kurma, keyifli zaman geçirme, oyun oynama gibi duygusal ve gelişimsel ihtiyaçlarını da hoşgörüyle, şefkatle karşılamalıdır. Çocuğun davranış gelişimi de 0-6 yaş dönemde temellenir. Bu yaşlarda çocuk için uygun sınırlar belirlemek ve bu sınırlara uygun davranmasını sağlamak da çok önemlidir. Bu nedenle çocuğa bakım verecek olan kişinin, çocuk gelişimi ve eğitimiyle ilgili eğitimli, çocukların yaşlarına göre gelişim özellikleri konusunda bilgisi olan,  çocuk bakma konusunda deneyimli biri olması gerekir.

Bakıcının ne kadar huzurlu, sağlıklı ve mutlu olduğu, çocuğun ne kadar keyifli ve sağlıklı olabileceğiyle yakından ilgilidir. Çünkü duygular ifade edilmeseler bile bulaşıcıdır. Sürekli endişeli, huzursuz, üzgün, gergin olan birinin yanında anlayamadığınız bir biçimde keyifsiz hissetmeye başlayabilirsiniz. Burada duyguların iletişimi söz konusudur ve böyle olan birinin yanında çocuk da benzer duyguları yaşayabilir.

Çocukların hayatında süreklilik önemlidir. Bu nedenle, çocuklara bakım veren kişilerin, olabildiğince az sıklıkta değişmesi faydalıdır. Böylece çocuğun güven duyabilmesi, kişilerle güvenli bağ kurabilmesi sağlanır.  

Dil kullanma doğuştan getirdiğimiz bir yetenektir, ama bunu geliştirebilmek için çevreye ihtiyacımız vardır. Dil gelişiminde sosyal etkileşim oldukça önemlidir. Bebeklerin çoğu 12-18 aylar arasında dil ve konuşma için gerekli olgunluğa erişirler. Bu kritik dönemin iyi kullanılması, çocuğa dil gelişimini destekleyici bir ortam sunulması önemlidir. Bunun için, çocuğa isteklerini ifade edebilmesi için fırsat tanınmalı, çocuğun konuşma çabası desteklenmeli ve bu çabası takdir edilmelidir. Bu dönemde, çocuğun çevresindeki yetişkinlerin, örneğin anne-babanın, anne-bakıcının birbirleri ile ve çocukla olan iletişimi de önemlidir. Bunun yanında, anne-çocuk etkileşiminin olabildiğince yoğun olması, çocuğun etrafındaki yetişkinlerin konuşması çocuğun dil gelişimini destekler. Anne baba da evde olduğu zamanlarda çocuğuyla bire bir zaman geçirmeli, onun bakımıyla ilgilenmeli ve onunla ilgilenirken, ona bakım verirken onunla olabildiğince konuşmalıdır. Anne çalışıyorsa, işten döndüğü zamanlarda çocuğuyla bire bir zaman geçirmelidir.

Özellikle dil gelişiminin temellerinin atıldığı 0-3 yaş dönemde, çocuğa bakım veren kişinin çocuğun ana dilini iyi kullanabilmesi önemlidir. Çünkü küçük çocuklar yetişkinlerin söylediklerini duyarak ve duyduklarını tekrarlayarak dil öğrenirler. Bakım veren kişi kelimeleri doğru telaffuz etmediği zaman, çocuk da bazı kelimeleri doğru telaffuz etmeyi öğrenme konusunda gecikmeler yaşayabilir. Tabii ki bu durum, çocuğun bakıcıyla ne kadar zaman geçirdiği veya bakıcı dışındaki çevresiyle ne kadar zaman geçirdiğiyle yakından ilgilidir. Çocuğun sürekli olarak tüm günü bakım veren yabancı kişiyle geçirdiği ve annesini, babasını, kardeşini göremediği durumlarda böyle bir gecikme söz konusu olabilir. Bu nedenle, çocuğun annesiyle, babasıyla, eğer varsa kardeşleriyle özel zaman geçirmesi gerekir.

Dil kalıplarının oluştuğu 5 yaş sonrası dönemde yabancı bakıcının Türkçeyi ne kadar iyi konuştuğunun önemi azalmaktadır. Bunun yanında, eğer bakım veren kişi yabancı bir dil biliyorsa ve bu dil anne babanın çocuğunun da öğrenmesini istediği bir dil ise, bakım veren kişi belirli saatlerde çocukla bu dille ilgili çalışabilir. Bu çalışmalar çocuğun bilişsel potansiyelinin gelişimine iyi gelir ve çocuğun dil öğrenebilirliğini artırır. Araştırmalar, erken çocukluk döneminde dil öğrenen çocukların ilerleyen dönemlerde dil öğrenenlere göre, öğrendikleri dilin anadil gibi kullanılması açısından daha avantajlı olduklarını göstermektedir.

Yabancı bakıcının Türkçe bilmiyor olması, çocukla iletişim kurmadığı anlamına gelmez. Çünkü dil, iletişimin yalnızca bir öğesidir. Dil, iletişimi sağlayan bir araçtır ve konuşma da bunu iletme yoludur. Ancak sözel olmayan mesajlar, konuşurken veya konuşmazken hissettiğimiz duygular da karşımızdaki kişiye birçok şey anlatır. Bu anlamda,  evde çocuğa bakım sağlayan kişinin, çocukla beraber olmayı ne kadar istediği, bunu nasıl yaptığı önemlidir. Çocuğa bakım verecek olan kişi rahat, canlı, uyumlu, çocukla ilgilenebilen, onu izleyebilen, ihtiyaçlarını anlayabilen ve elinden geldiğince karşılayabilen, çocukla yakın ilişki kurabilen, çocukla birlikte oynayabilecek, çocuğu kabul edebilecek biri olmalıdır. Yani çocuğa bakım veren kişinin çocuğa gönderdiği sözel mesajları yanında, sözel olmayan mesajları da çocuğu etkiler.

Kültürel özelliklerin farklı olması, bakım alan çocuğun farklı kültürleri tanıması, farklılıkları kabul edebilmesi açısından faydalıdır. Ama çocuğun içinde bulunduğu kültürü de tanıması, toplumsal değerleri öğrenmesi açısından, anne baba çocuğun hayatında ve eğitiminde aktif bir şekilde yer almalıdır.

Eyvah, bakıcım gidiyor!

Çocuk ve bakım veren kişi arasında bir süre sonra belirli bir duygusal bağ gelişir. Bakım veren kişi çocuğun birçok ihtiyacını karşılar, onu tanır, onun zor anlarında onunla nasıl baş edebileceğini bilir. Bir gün gelir, bakım veren kişinin evden kısa süreliğine ayrılması gerekir. Bu durumlarda ailedeki sistem alt üst olabilmekte, bakım veren kişi yerine geçecek kişi çok zorlanabilmektedir. Aile bakım veren kişinin evde olmasına alışmıştır, çocuk da bakıcıya alışmıştır ve evde belirli bir sistem oluşmuştur. Bu dönemlerde aileden biri evden ayrılmış gibi olur. Anne, baba ve çocuklar önemli bir destekçisini kaybetmiş durumdadır ve bazı şeylere yetişme konusunda zorlanabilirler. Böyle durumlarda geçiş yavaşça yapılmalıdır. Çocuğa, bakıcının kısa süreliğine evden ayrılacağı ve bu sürede çocuğun kiminle birlikte olacağı açıklanmalıdır. Bakıcı gitmeden birkaç gün önce, bakıcı gidince çocuğa bakım verecek kişi onlarla birlikte vakit geçirmelidir. Böylece bu kişi de çocuğun ihtiyaçlarının neler olduğunu, gününün nasıl geçtiğini öğrenebilir. Bu şekilde çocuk da, çocuğa bakacak kişi de bu yeni duruma daha kolay alışır.

Eğer bakım veren kişi evden tamamen ayrılıyorsa, bu kişinin artık evden gideceği çocuğa açıklanmalı ve bakıcıyla çocuğun vedalaşması sağlanmalıdır. Yeni bakıcıya geçiş sürecinin de aşamalı olarak yapılması ve bu geçiş yapılırken çocuğun en çok güven duyduğu kişilerden birinin yanında olması gerekir.  

Bakıcı, çocuğun fiziksel, bilişsel, sosyal, duygusal hayatında çok önemli yer tutar. Ama çocuğun en önemli beslenme kaynağı annesi ve babasıdır. Bu açıdan çocuğun bakımı tamamen bakım veren kişiye bırakılmamalıdır. Anne ve baba evde olduklarında çocuklarıyla mutlaka bire bir, özel zaman geçirmelidirler. Çocuklarının günlerinin nasıl geçtiğini bakım veren kişiyle ve çocuklarıyla konuşmalı, çocuklarını yakından takip etmelidirler. Çünkü bakım veren kişinin çocukla kurduğu yakınlıkla, anne babanın çocukla kuracağı yakınlık çok farklı olacaktır ve çocuk anne babasıyla geliştirdiği bu yakınlıktan duygusal olarak müthiş doyum sağlayacaktır.

 
< Önceki   Sonraki >