Terapi Nedir?


Danışanlarımız terapi süreçlerini anlatıyor…

 

Terapi bir kılavuz eşliğinde içe yapılan bir yolculuktur. Bu yolda kılavuzluk yapan kişi işinin ehli ise kişinin kendisinin bile farkında olmadığı gerçekleri bulmasına yardımcı olur. Bu bir iç devrimdir, sizi altüst eder, sessizlik sona ermiş ve sonunda fırtına kopmuştur. Bu sebeple terapi insanın zaman zaman savunmasız bir çocuk gibi, kimi zaman da dünyanın tek hakimiymiş gibi hissetmesine neden olur, bu, inişli çıkışlı ve uzun soluklu bir yolculuktur. Eğer terapiye inanıyor ve kendiniz ile ilgili bir şeyleri değiştirmek istiyorsanız bilin ki bu yolculuk büyük emek istemektedir. Çoğu zaman zordur, bazen sıkıcıdır, zaman zaman gözyaşı dolu bir yoldur önünüzde uzanan, fakat mükâfatı büyüktür… Adım adım kendinizi tanıdığınız, neyi, neden yaptığınızın sebeplerine ulaşabildiğiniz, bir kendi özüne ulaşma ve kendini keşfetme yolculuğudur. Herkesin ihtiyacı olan, söylenmeyen, hatta kendinize dahi itiraf etmediğiniz duygu ve düşünceleri ağzınızdan çıkarken ”aman Allah’ım ben neler diyorum” diye şaşkınlıkla karşıladığınız bir boşalma ve rahatlama anıdır. Hani derin bir nefes alır içinizde tutar da şişersiniz ya, işte terapi size içinizi şişiren o nefesi sükunetle bırakmayı öğretir… İyi bir kılavuz size bilmediğiniz sizi gösterecek ve size sizi kazandıracaktır.

Terapi size her zaman yeni bir başlangıcın mümkün olduğunu anlatmaya hazırdır, kendinizle barışmak, konuşmak, dinlemek ve el sıkışmak için hiçbir zaman geç değildir, yeter ki siz başlamaya karar verin…

Benim yolculuğum 2 senedir çok güzel gidiyor, bilmediğim taraflarımla tanışıyor, bildiklerimin bir kısmı ile vedalaşmaya çalışıyorum…

Mottom; ”Aynı kılavuz ile yola devam.”

*******

Her şey çılgınlık olarak nitelendirdiğim paraşütten atlamam ile başladı.  Arkamda paraşüt kaptanı ayaklarım yerden kesilip gökyüzünde yükselmeye başladım. Yerden metrelerce yüksekte, önüm alabildiğine deniz, dağ, orman, doğa tüm ihtişamı ve mükemmelliği ile kendini sergiliyor. Hava mükemmel sabahın ilk saatleri, ılık bir rüzgâr, güneş tüm sıcaklığı ile yukarıdan gülümsüyor. Yaşam önümde sere serpe tüm güzelliği ile beni selamlıyor sanki.

Ama ben, ben bunların hiç birini görmüyor ve hissetmiyorum.  Mekanik bir robot gibi, paraşüte kollarımı geçirip emniyet kemerini bağlıyorum, “koşmaya başlıyoruz” dediklerinde koşup bir süre sonrada ayaklarımın artık zeminde olmadığını hissediyorum.  Hepsi bu. Tüm hissim bu kadar…

Heyecan, korku, coşku, sevinç, endişe hiçbiri yok. Hiçbir duyguyu hissetmiyorum. Bir süre sonra aşağı indiğimde yüzümde yine o sahte gülümseme. Ama içim durdu, ilk kez anlıyorum.

Bunu da yaptım diyerek tekrar kaldığım otele geri dönüyorum. Hani yaşıyorum, hayattayım da nasıl desem, yokum. Hiçbir yerde yokum. Kayboluyorum sanki.

O günden kısa bir süre sonra başladı terapim, yaklaşık 2,5 yıl sürdü, zaman zaman hala devam ediyor. Hayat gibi bitmeyen yolculuktur terapi esasında.

Terapi nedir sorusuna cevaben binlerce yanıt geliyor zihnime. Sanırım benim yolumda bu sorunun en net cevabı uyuduğum uykudan uyanıp hayata karışmaya başlamak.

Kendime yaptığım en büyük iyilik.

Bana uzatılmış en büyük yardım eli.

Ben kızımı ve hayatıma dokunuşunu tanımlarken hep derim ki ben annesi olarak bir kez can verdim kızıma ama o bana binlerce kez can verdi, nefes oldu. Terapi de bana annemden sonra tekrar can verip nefes oldu.

*******

Hayata bağlanmak için bazen gerçekten hiçbir sebep bulamazsınız. Aslında sebepler vardır fakat siz bunları görmekte zorlanırsınız. Ya da ısrarla görmek istemeyebilirsiniz. İşte tam bu zamanda en güzel yoldur terapi. Çok güçsüz bir anımdı geldiğimde, hayatımda hiç bu kadar dibi görmemiştim. Çok araştırdık ben ve yakınlarım en iyi neresi olabilir diye. Ve gerçekten en iyisini, en doğru yolu gösteren Ayna Danışmanlık ile tanıştım. Üzerine çok şey söylenir, yazmak ile bitmez fakat şunu söyleyebilirim ki kendinizi bulacaksınız burada. Ne anlatırım, nasıl anlatırım demeyin geldiğinizde anlayacaksınız. Güçsüzlüğün içinden en büyük güç ile kendinize olan güven ve sevgi ile çıkacağınız terapilerle buradan mutlu ayrılmanız dileğim ile çünkü ben tam da bunu yaşadım. Mutlu olmak, sevmek sevilmek bizim elimizde bunu göstermek, sonsuz desteği ile en güzel doğru şekilde başaran Ayna ailesinde.

Sevgiler:)

*******

Kendi ruhuna ve bedenine çıkılan uzun bir yolculuktur ama bu yolculuk tek başına çıkabileceğin bir yolculuk değildir.

Paylaşmak gerekir.

Seni anlayacak, sana yol gösterecek, doğru soru sorarak, düşündürecek sarsacak bir dost gereklidir. Bence doğru soru, cevaptan daha önemlidir.

Bir filmde duymuştum doğru koca daha kolay bulunur ama doğru psikolog en zor bulun anıdır.

Doğru kişi ile yolculuğa çıkmak gerekir, doğru kişiye nasıl ulaşılır? Araştırarak, deneyerek, sorarak veya şans ile…

Terapi ile birlikte kendimi tanımaya başladım, sınırlarımı, korkularımı neye kızdığımı, neyden kaçtığımı, neyin üzerini örttüğümü, neyi görmemezlikten geldiğimi öğrendim.

Artık, korkularımdan korkmuyorum, hayır diyebiliyorum, sınırlarımı belirliyorum, kendimi korumasını öğrendim, yorulduğumu artık anlayabiliyorum, söylemem veya yapmam gereken bir şeyi beni sevmezler diye yapmaktan veya söylemekten geri durmuyorum.

En önemlisi artık hissettiklerimi isimlendirebiliyorum.

Çok net göremediğim dünyayı kalbimde daha net görüyorum.

Benim için terapiye gitmek en büyük mutluluk, keyif. Terapi sona erdiğinde çok sarsılmış bir şekilde çıksam bile yine de keyifli benim için çünkü kendimle ilgili yeni bir şey öğreniyorum.

Bir gün terapi sona erecek, o gün hem gelsin hem gelmesin istiyorum.

Terapi sona erse bile benim çok iyi bir dostum olduğunu biliyorum.

Kendime ve kendine teşekkür ediyorum, hoş dostlar özür dilemez ve teşekkür etmez.

*******

Terapi, şifadır.

Tek kelime ile anlatmamız gerekseydi bu şekilde anlatırdım.

Terapiye canımın çok yandığı, yaşadıklarımla ve üzüntümle baş edemediğim, kendimle hiç barışık olmadığım bir dönemde başladım. Boşanma aşamasındaydım. Hissettiğim şuydu; “Bu duygudan bir an önce kurtulmak, tam olarak ne olup bittiğini anlamak istiyorum ve aynı şeyi bir daha yaşamak istemiyorum.”

Bu duygularla başladığım terapi süreci dört yıla yaklaşan bir yolculuk oldu. Şimdi geriye dönüp baktığımda, her bir seansı mutlulukla hatırlıyorum. Buna, sürekli ağladığım seanslar bile dahil. İyi ki ama iyi ki terapiye başladım ve devam ettim. Bunu söylememi sağlayan bir terapistle karşılaştığım için şükrediyorum.

İlk seansta, acil servis sedyesinde gibiydim, darmadağın bir halde. Terapistim ilk önce nefes almamı sağladı. Yaralarımı berelerimi temizledi. Beni ayağa kaldırdı ve ne olup bittiğini ele almaya başladık. Hem anlatmaya başladım, hem de korkuyordum. Yaptığım ama hiç gurur duymadığım şeyleri anlatıyordum. Ben kendimi suçluyordum. Her şey benim yüzümden olmuştu. Bunu bir terapiste de onaylatacak olmak beni kıvrandırıyordu. Terapinin ne olduğunu bilmediğim ve olan biteni anlayamadığım için korkuyormuşum.

Boşanma sürecini anlattıktan sonra, kendimi iyi hissettiğim ilk fırsatta terapiyi bırakmadım. Seçimlerimin, tepkilerimin, düşünce biçimimin kökeninde neler olduğunu ele almaya başladık. Eğer terapiye devam etmeseydim, muhtemelen aynı senaryoları üretmeye, aynı şeyleri yaşamaya devam edecektim.

Benim için terapi, önce kendimi tanımak oldu. Farkındalıklarım gelişti. Hayata, insanlara, olaylara bakış açımın nedenlerini kavramaya başladım. Kendi kişisel sürecimde ne olup bittiğini anlamaya başladıkça, çevremdeki insanlarla iletişimim daha sağlıklı olmaya başladı. Gündelik hayatta karşılaştığım ve sorun yaşadığım olaylar karşısında genellikle şu cümlelerden birini söylerdim: “Neden böyle oluyor”, “Ben bunu hak etmedim.” veya “Benim yüzümden oldu.” Yerleşmiş davranış ve alışkanlıklarımı ele almam gerektiğini fark edince, ana meseleler yanı sıra neredeyse yaşadığım tüm gündelik olayları seanslarda aktarmaya başladım. Bu bazen on dakika, bazen tüm seans sürdü. Seanslar ilerledikçe kalıplaşmış cümlelerim kendiliğinden kayboldu.

Terapi, gerçekten ne olup bittiğini görmeyi öğrenmek, anlamak oldu. Önceden, detaylarda kayboluyordum ve kafamı bana göre olması gerekene takıyordum. Bu halde takılıp kalmak yerine, “bütüne” ve olması gerekene değil “ne olduğuna” bakmayı öğrenmeye başladım. Diğer yandan, yapılması gerekene değil, ne hissettiğime bakmayı ve hissettiklerimi ifade etmeyi öğrenmeye başladım. Böylece, kendi tahammülümü kendimin zorladığı bir süreçten çıkabildim. İletişimimde neleri yanlış anladığımı, neleri çıkmaza soktuğumu, ayrıca her şeyin benden kaynaklanmadığını, karşımdaki kişinin de kendi kişisel süreci ve iletişimde rolü olduğunu anladım. Kendimle barıştım. Sevdiğim bazı insanlarla da barıştım.

Terapi, çözdüğümü sandığım, aslında bilerek veya bilmeden üzerini örttüğüm ve canla başla taşımaya devam ettiğim duygusal yükleri görmemi ve bırakmamı sağladı. İçim temizlendi sanki. Hafifledim ve ferahladım. Bu hafifleme hissinin tarifi nasıl olur bilemiyorum ama bazı seanslardan sonra sanki ayaklarımın yere basmadığını, neşeyle yürüdüğümü hatırlıyorum. Geçmişte olan bitenin, bugün yaşadıklarıma artık karışmaması çok güzel, temiz bir duygu. Bu temizlik kendi potansiyellerini daha iyi görmesini, keşfetmesini de sağlıyor.

Terapi, baş etmeyi öğrenmek oldu benim için. Olayları, içinden çıkamadığım karmaşık bir hale getirmediğim, öfke ve kırgınlık biriktirmediğim bir öğrenme süreci bu. Rahatladım. Bu, bir daha hata yapmayacağım, kızmayacağım, üzülmeyeceğim anlamına gelmiyor elbette. Sağlıklı bir süreçte yaşamayı öğrenmek anlamına geliyor. Neden kızdığını, korktuğunu, üzüldüğünü veya zorlandığını fark ettiğin bir sürece dönüşüyor.

Tüm bu süreç, benim için nihayetinde bir denge, huzur ve mutluluk haline kavuşmak oldu. Ara sıra hissettiğim değil, kalıcı bir hal. Terapi, emek isteyen bir süreç. Kendini ele almak zahmetli ama sonucu inanılmaz kıymetli.

Geçmişte “Kardeşim terapiye gitsen, yürüyerek varacağın hatta muhtemelen varamayacağın yere uçakla gitmiş olursun.” diyerek beni terapiye teşvik ederdi ablam. Ne demek istediğini yıllar geçtikten sonra anladım. Terapiye gitmeden önce bolca “kişisel gelişim” türünde kitap okudum. O kitaplar yararlı ama yeterli değil çünkü teoride kalıyor ve kendi meseleni ele almıyorsun. Şimdiki bilgi ve tecrübemle, o kadar büyük olaylar yaşamayı beklemeden, duygusal açıdan biraz zorlandığımda terapiye gitseydim ne güzel olurmuş diye düşünüyorum. Kendi kendime çözmeye çalışmak yerine, yardım almak daha sağlıklı olurdu. Elimizin üzerinde, dokunduğunda hissedilen bir kabarıklık oluşsa, uzmanına gidip ne olduğunu sorarız. Bir doktora gitmek için kaza geçirmeyi beklemeyiz hiçbir zaman. Terapiye de depresyonun eşiğine gelmeden gitmeliymişim

Yine de kendimi şanslı hissediyorum. Hiç değilse o noktada yardım almaya başladım.

Hayat böyle çok güzel…

Sevgilerimle,

*******

Benim için terapi, kendime karşı daha dürüst ve kucaklayıcı olmayı öğrendiğim bir yolculuk. Kendine karşı dürüst olmanın önündeki engellerle yüzleşip pek çok eşiğin kademe kademe aşıldığı bu süreçte anlıyorsunuz ki; “kendine karşı dürüst” olmak sade görmek istemediğimiz/ayağınıza çelme takan yönlerinizle karşılaşmak değil, aynı zamanda kullanmaktan ve kabullenmekten çekindiğimiz, varlığının farkında olmadığınız ya da varlığını küçümsediğiniz destekleyici, olumlu yanlarınızı tanımak da oluyor çoğu zaman. Terapiye kadar sahip olduğunuz sistem kendini yanlış da olsa bir biçimde besleyebilir ve bu sisteme olan alışkanlık da olsa bir çeşit güvenli alan yaratabilir. İlk başlardaki (bazen süreçte yol aldıktan sonra bile tekrar ortaya çıkabilen) terapiye karşı olası direnç de bu güvenli alanın dışına çıkmaktan ve “yeni”den korkunun bir yaratımı sanki. Kolay olduğunu söyleyemem, kendi adıma fakat tam da bu noktada terapinin iki kişilik bir yolculuk olduğunu hatırlamak gerek: Terapistiniz ve siz, danışan. Siz o sahte “güvenli” alandan çıkarken, terapistin yarattığı gerçek, sahici güvenli alanda “yeni”yi deneyimlemeye hazır hale geliyorsunuz.

Sizinle birlikte bu yolculukta yorulan biri daha var ve bu o kadar kıymetli ki… Artık yalnız değilsiniz. Ayağınız irili ufaklı taşlara takılabilir ama biliyorsunuz ki güvendesiniz. Hem bu anlamdaki “yeni”yi deneyimlemek hem de güvende olduğunu hissetmek bence ancak terapinin kendine has koşulları içinde mümkün. Kendinizin dışına çıkıp kendinize oradan yardım etmeye çabalamak gerçekçi bir hedef değil bence ama doğru ve güven veren bir terapistiniz olduğunda tek yapmanız gereken şey korksanız da, küçük bir çocuk gibi çaresiz de hissetseniz yola devam etmek için dürüstçe çaba göstermek. Bu da insanın kendini kucaklayabilmesi için yeter de artar.

*******

Terapistim benden bu konuyla ilgili yazı yazmamı istediğinde çok heyecanlandım. Irvin Yalom’ın kitaplarındaki karakterler gibi hissettim bir an. Sonra kendime dedim “İşin zor”.

Çünkü ne kadar çok şey öğrenmiş olsam da terapi sırasında halihazırda kafa yormaya devam ettiğim şeyler de var. Bende bir panik bir panik.

Sonra dedim ki bu senin çıkış noktan olsun. İlk öğrendiğim şeylerden biri buydu zaten. Terapi her şeyi bilmenizi ve anlamanızı sağlamaz. Yani hayattaki tüm sıkıntılarımızın kaynağını bulmanız biraz zordur, bulsanız dahi hepsine çözümler bulmanız da mümkün olmayabilir. Ama size sır gibi gelen, hani bazı geceler uyanıp da “İçimde bir boşluk var” dediğiniz konular var ya, onların nedenlerini ve dolayısıyla da bunların çözümlerini bulmanıza yardımcı olur.

Benim terapiye başlamam eşimden ayrılma düşünceleri peydahlanınca başladı. Onunla uzun bir süre çift terapisine gitmiştik, bayağı bir şeyleri de yoluna koyduğumuzu düşünüyordum ama içimdeki o boşluk da derinleşmeye devam ediyordu. Hayatımda mutlu olmadığım gibi sonuçlarından pişmanlık duyduğum şeyler de yapmaya başlamıştım. Sanki bir sarmala girmiş gibiydim. Bir şeyleri nasıl düzelteceğimi bilmiyor ya da bilmezden geliyor, sanki sorunların üstünü başka şeylerle kapatabilirim gibi hissediyordum.

Terapiye başladığımda ilk önce evlilik kavramını tekrara gözden geçirdik. Evlilik sadece vererek karşımdakini elimde tutabileceğim bir şey değildi.

Yani sınırsız tolerans, şefkat bir noktada ters tepiyordu. Hem karşındaki insanı yoruyordu hem de seni.

Sonra ilişkilerde nerelerde ne tür benzer hataları yapıyorum onlara baktık. Genellikle sevgiliden/eşten ayrılma pattern’larını incelediğimizde ta çocukluktan kalma alışkanlıklara rastladık. Annemle, halamla hatta babaannemle yaşadığım ebeveyn çocuk ilişkisini sorgulamak epeyce zamanımızı aldı. Aslında hem annem hem de halamla birlikte yaşıyor olmanın, halamın tüm şefkatine rağmen annemin o yıllardaki şefkatsizliğinin bütün ilişkilerime sirayet ettiğini anladım. Şefkat göstermeyen/gösteremeyen adamların ilgisini çekmek için nasıl verici olduğumu da bu dönem keşfettim. Onun şefkatsizliğine ve ilgisizliğine rağmen halamın bütün bunları nasıl kompanse ettiğini, bunun sayesinde kız kardeşim gibi anneme benzemeyi seçmeyip nasıl şefkatli bir anne olabildiğimi öğrenip şaşırdım.

Babamın sağır dilsiz oluşunun ailede güçlüler ve mağdurlar olmak üzere iki cephe oluşturduğunu, benim hep güçlü olmayı seçerek kendimi yıllar içinde nasıl yorduğumu, yıprattığımı, zayıflığımı gösteren duygularımı nasıl kamufle ettiğimi, bunun için hangi savunma mekanizmalarını kullandığımı bir bir öğrendim. Özellikle güçlü imiş gibi yaparak aslında kendimi nasıl da güçsüz bir hale getirebileceğimin de farkına vardım.

Bütün bu süreçler sırasında, aslında kendisi çok mutsuz olan bir insanı (eski eşim) ne yapsam da mutlu edemeyeceğimi, çok acı da olsa anlamış bulundum. Onu kendi yoluna bırakıp hayata devam etmek gerekiyordu, bunu yaparken de etrafındaki herkesin dediği gibi “güçlü olmam gerekiyor” kavramını sorgulayıp kendime güçsüz olma fırsatı da verdim. Ondan bir şeyler talep ederken (kızım için de olsa) güçsüz olma hakkımı kullanmış oldum.

İlişkilerin yanı sıra kendimle ilgili birçok şeyi de keşfetme imkânım oldu. Örneğin ben kendimi ailenin çalışkan ve akıllı kızı görürken aslında güzel ve de bir o kadar da alımlı olduğumu öğrendim. Babaannemin “güzeller şanssız olur” söyleminin hücrelerime kadar işleyip güzel olarak algılanmamayı seçtiğimi çok sonradan fark ettim. Her ne kadar diyet yapıyor olsam da yuvarlak hatlarımla barıştım. Cinsel açıdan her şeyden daha fazla keyif alır hale geldim. Ha bir de “ailenin çalışkan, akıllı kızının mütevazı de olması gerekiyor” söyleminin biraz dışına çıkıp kendimi göstermenin yani mütevazı davranmama özgürlüğümün olduğunu keşfettim.

Her şeyden öte duygularıyla daha barışık bir insan haline geldim. Sosyal hassasiyetler nedeniyle yine de insanları kırmak/üzmek istemesem de istemediğim şeyleri yapmama özgürlüğü veriyorum artık kendime.

Bir insan beni kırarsa üzerse artık güçlü görünmek adına umursamaz haller takınmıyorum. “Üzüldüm, kırıldım” kelimelerini kullanır oldum bu durumlarda, gerçekten üzüldüğüm, kırıldığım için. Kıskançlık duygusuyla barıştım, haset etmek hiç bana göre değildi zaten ama gıpta etmenin zayıflık işareti olmadığını hatta tam tersi bunu ifade etmenin kendimi ve çevremdekileri nasıl rahatlattığını fark edip mutlu oldum. Bir şeye üzüldüğüm zaman üzüldüğümü kabul etmenin, üstüne toprak örtmemenin acıyı da daha çok hafiflettiğini öğrendim.

Bütün bunlar nasıl oldu peki? Terapi sırasında birçok şeyi gözden geçirip kah geri kah ileri sararak kendi kendimi inceden inceye gözlemleyerek, her aklıma geleni terapistimle  paylaşarak, onun sorularını sadece terapi sırasında değil günlük hayatta düşünerek ve de tabi ki uygulayarak oldu.

Terapi size en başta dediğim gibi hayatın tüm gerçeklerini öğretmez. Ama kendinizle ilgili tercihlerinizle ilgili birçok şeyi keşfetmenizi sağlar. Keşiften sonra gerisi çorap söküğü gibi gelir. Biraz inadı kırıp patternlarınızın yanı sıra savunma mekanizmalarınızın dışına çıkarsanız öğrendiklerimizi uygulama şansınız da olur. Aynı spor antrenmanı gibidir. Uyguladıkça verim alırsınız, sonuca yaklaşırsınız. Belki olimpiyatlarda madalya alamazsınız ama mahallenizdeki en iyi sporcu olusunuz.

Bazen arkadaşlarım neden terapiye gittiğimi ve o parayı onlara versem aynı şekilde rahatlayacağımı esprili bir dille söylerler. Genel davranış bu yöndedir. Halbuki arkadaşlarınız olaylara bir terapist kadar objektif bakamaz. Ya sizi tutarlar, her davranışınızı normal kabul ederler; bu sizin gelişiminizi engeller ya da sizi acımasızca eleştirirler, bu da sizin suçluluk hislerinizi uyandırır ki başka hiçbir işe yaramaz. “Sorunlu başka insan yok mu, sen zaten çok normalsin” söylemleri de kendi yaptıkları hataların normalize etme çabasından başka bir şey değildir aslında. Zaten bu yüzden birçok insan hayatlarından pek memnun değil ve mutsuz mutsuz hayatlarına devam ediyor. Belki de bir şeyleri değiştirmek korkutucu geliyordur kim bilir.

Eğer içinizde bu konuda bir eksiklik/boşluk hissediyorsanız, o muhtemelen buzdağının görünen bir parçasıdır. Altta esas büyük kısım yatıyordur ki sizi sürekli rahatsız eden kısım da bu büyük parçadır.

Bunları öğrenme şansınız ancak terapiyle mümkün olur. Terapi süreci bu yüzden en nihayetinde mutluluk verici olsa da başlangıçta acı verici olabilir. Depresyonunuz artabilir. Ne de olsa keşif aşamasında gerçeklerle karşılaşıyor olmak güçtür.

Ama kendiniz gibi olma ve davranmanın mutluluğu tarif edilemez. Maskelerden kurtulmak, oyun oynamamak, insanları daha iyi tanıyıp onları oldukları gibi kabul edebilmek, mutsuzlukla beslenen insanları hayatınızın uzağında tutmak, mutlu olmak için emek harcamayı göze alabilmek, bütün bunlar terapinin emek verilen süreci sonunda gelecektir. Tüm bunların değerli olduğunu hayatınızda ufak tefek görünen ama anlamlı bir sürü şeye imza attığınızda çok daha iyi kavrarsınız. Çocuğunuzu daha iyi yetiştirirsiniz, daha iyi bir çalışan olursunuz, kariyerinizde istediğiniz şeyleri yapma fırsatınız olur, ama her şeyden önemlisi de kendinizle barışırsınız ve de sevmeye başlarsınız.

*******

Terapinin hayatımı değiştirdiğini gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Çünkü bakış açım değişti. Bu kadarını ben de beklemiyordum. İlk seansta amacımın belli korkularından kurtulmak olduğunu anlatmıştım.Özellikle hastalanma korkumun beni kısıtladığını söylemiştim. Her seansta başka korkularımın olduğunu fark ettim. Daha önemlisi korkularımın kaynağına inip hayatıma nasıl girdiklerini anladım. Korkularımın nedenlerini açıkça gördüğümde şaşırdım.Yaşamak için duvarlar inşa edip, kendime güvenli olduğunu düşündüğüm alanlar kurarak, aslında dünyayla iletişimi koparmışım.Ne kadar az insan, o kadar az sorun mantığı beni mutsuzluğa, hatta daha fazla korkuya yöneltmiş.

Bu kısır döngüden kurtulmam terapilerle mümkün oldu. Anlattıkça hatırladım, hatırladıkça şaşırdım, şaşırdıkça anladım. Eski korkular bana yük olmuş ve beni fazlasıyla yormuş. Hayatımı değiştirdiğini söylerken abartmıyorum.

Korkularımın kaynağında yatan şeyin babamın evi terk etmesi olduğunu fark edince, hayatıma giren insanların bir gün beni terk edeceği düşüncesini duygularımın temeline oturtmuş olduğunu gördüm.

Yeni insanlara yeni fikirlere kapalı bir hale gelmenin nedenini bu korkuma bağlayınca kaynağa indim ve babamın aslında beni terk etmediğini, sonraki yıllarda sık sık görüşerek bu teoriyi çürüttüğümüzü kendime söylemeyi başardım. Farkındalık çok önemli.

Terapiler huzurlu bir ortamda kendime dönmemi, düşünmemi ve fark etmemi sağladı. Şu an hayatımda yeni insanlar var ve ben onlarla yaşayacağım her şeye tüm kalbimle açığım.

Bu arda hayattan beklentim de değişti. Bunu da terapi yapmış olmalı. Artık insanların beni mutlu etmesini beklemiyorum. Ben kendimi mutlu ediyorum.

*******

Merhabalar,

Nasıl başlayacağımı düşünürken aklıma savaşçı kelimesi geldi. Evet savaşçı. Bu kelimenin anlamı benim için o kadar büyük ki. Beni tanımlayan bir ifade. Büyük zorluklar sonrasında edinilen galibiyet. Ama arkada neler neler bırakarak.

Geriye dönüp baktığımda kendi halime o kadar acıyorum ki. Çok çaresiz, ortada ne yapacağını bilmeyen, kim nereye çekerse oraya giden bir kadın. Kanser hastalığını sadece uzak akrabalarında duyan (hep yaşlılar) ve bir çocuğun ölümüyle sonuçlanan bu durumun benim başıma gelmesi kabul edilebilir değildi.

Yıkıldığım an. Çocuğum, eşim, annem ve babam hep aklımdaydı. En çok da çocuğumu düşündüm. Nedense tek bir sonuca odaklanmıştım. Oğlumun annesiz kalması. Çaresizce sadece dua ediyor. Tetkiklerin bitmesini sabırla bekliyor. Bana herkesin söylediği şey “doktoruna güvenmelisin”. Ama olmuyordu. Bu duyguyu bir türlü yakalayamıyordum.

Tabi şu an ki doktorumla tanışana kadar. Sonrası iç rahatlığı ile ameliyatımı oldum. Patolojiden çıkan sonuç ile kemoterapinin kesin olmasına karar verildi.

Tek bildiğim saçlarım dökülecek, midem bulanacak ve çok zayıflayacağım. Bunu beklemek çok zordu. Psikolojik bir savaşın içine gireceğimden habersizdim.

Eşimin ve can dostumun araştırmaları ile destek almaya karar verdim. Daha doğrusu karar verdiler. Ben zaten hazırdım. Bu durumla nasıl mücadele edeceğimi zaten bilmiyordum.

İlk başta garip geldi. Bir işe yarayacak mıydı çok merak ediyordum. Enteresan bir güçtü. Karşı koyamıyordum artık. Hep terapi sonrası kendimi yenilenmiş buluyordum. Kendimi çaresiz görürken her defasında oradan daha da güçlenerek çıkıyor, arkadaşlarım benden destek alıyor duruma geliyordu. Kendimi tanımaya başladım. Bu kadar büyük bir savaşta galip gelebilmek insanın kendisine inanması ile oluyormuş.

Hayatımda bugüne kadar ne büyük eksiklikmiş. Bunu bu yolculukta çok iyi anladım. Aynalara küsmüşken, kendi gölgemi bile görmek istemezken kendi hayatımın değerini anladım. Şimdi ise kendimi daha iyi tanımaya çalışıyorum. Eksik yönlerimi daha nasıl düzenleyebilirimin peşindeyim. Çünkü hayatıma artık daha fazla değer veriyorum. Beni üzen hiçbir şeyi hayatımda tutmak istemiyorum. Bu yolculuğumda bana yol gösterdiğiniz için size çok ama çok teşekkür ederim.

Beni her zaman güler yüzünüzle karşılayarak içimi her defasında ısıttınız. Bana çok yabancıyken bir anda çok yakınım oldunuz. İyi ki sizinle karşılaşmışım ve size güvenmişim.

*******

Terapi Nedir? Neyi Değiştirdi?

Terapi danışanların sorunlara dışarıdan/uzaktan bakabilmelerini böylece problemi bütüncül algılayabilmelerini sağlayan iyileştirici etkisi olan ruhsal bir süreçtir.

Benim terapi sürecimde, terapiye gitme kararını aldığım ilk problemim, iş yerindeki tutukluğum, özgüvensizliğim ve eksiklik duygum ve bu duygular doğrultusunda gerçekleştirdiğim/gerçekleştiremediğim davranışlarımdı. Problemin benle ilgili tarafında hangi düşünce biçimlerinin yanlış olduğunu fark etmemi sağladı terapi. Daha da önemlisi, karşı tarafı gözlemlemenin ne kadar önemli olduğunu fark ettim. Dolayısıyla iletişim eksikliği gibi problemlerde ne kadar eksik olduğumu ne kadarını karşıdan bekleyip ne kadarı için benim aktive olmam gerektiğini daha iyi gördüm.

Üzerine çalıştığımız bir başka problem, benim çok düşünüp harekete geçememem; edilgen kalmam inaktif olmam ile ilgiliydi. Kafa karışıklığı – dağınıklığı gidermek için düşünceleri yazıya dökme- bu şekilde odaklanmaya çalışmayı deniyoruz. İnaktivitem hale azalmış değil. Süreç devam ediyor.

Terapinin bende değiştirdiği bir başka alışkanlık dışavurumla ilgili. Yine kafamın dağınık olması, söyleyeceklerimi toparlayamamam ve dışavurum için uygun yolu bulamamam sebebiyle iletişimde ve ilişkilerde problem yaşamaktaydım. Artık insanlara kendi duygum ve düşüncemle ilgili anlık bildirimler vermenin iletişim için ne kadar önemli olduğunu biliyorum.  İlişkinin devamı için de bu gerekli. Alkollüyken kendimi bu kadar kontrol etmediğimi fark ettim. Şimdi kontrol mekanizmasını esnetmeye çalışırken daha çok “ben dili” kullanmaya çalışıyorum. Karşı tarafın savunmasını dürtmemek için de “ben dilinin” önemli olduğunu öğrendim.

Terapi; bana narsizmin ne olduğunu daha net anlamamda da yardımcı oldu. Babamla daha sağlıklı, huzurlu bir ilişkim var. Yeni bir ilişki oturttuğumuz için de biraz kolay. Hala taleplerimi dile getirmekte biraz zorlanıyorum ama zamanla iyiye gideceğine inanıyorum. Şu an için en konforlu olan arkadaşlık ilişkileri. En az onları kırmaktan korkuyor olabilirim. Ya da beni daha iyi tanıdıkları için ilişkinin zedelenmeyeceğini biliyorum.

Genel olarak terapi; insanın kendini tanımasına, sevdiği ve sevmediği ve yeni fark edeceği taraflarını ayna tutarak görmesine olanak sağlayan bir süreç. Bu süreç, sevmediği taraflarını değiştirebilmesi için de kişiye ışık tutup yönlendiriyor.

*******

Terapi Nedir?

Terapi insanın kendine yakışanı giymesidir. Duygu durumlarının birer elbise olduğunu ve bunları da elbiseler gibi giyebildiğimizi öğrendiğimizde kendimize yakışan duygu durumunu giymemizi sağlayan terapinin kendisidir.

Geçmişten öğrendiklerimizi objektif olarak değerlendirmek kolay bir iş değil. Hele yoğun duygu durumlarının içinde yanlışı doğrudan ayırt etmek yani farkına varmak ise mümkün değil. İnsan her daim geçmiş ve gelecek arasında kalmayı adet edinmiş sanki, bu durum ise insanın an’ın yaşaması, duyguların farkına varılması, duygu durumunun uygunluğunu kontrol edebilmek, sosyal ilişkilerinin sağlıklı halde olması için gerekliyi gereksizden ayırt edebilmeyi zorlaştırıyor. Yoğun iş temposu, sosyal rollerin eksikliklerini birbirleriyle tamamlamaya çalışma, modern yaşam ile oluşan kendine yabancılaşma ve geçmişten gelen yanlış öğretiler zorlaştırmanın unsurlarından sadece birkaçı. Belki de bu unsurları sayma sebebi; bunları yaşamış olmam ve terapi ile bu durumların farkına varıp, bunları birer kazanıma çevirmem oldukları içindir. Kazanımlarından birini somut bir örnekle açıklayayım; kaygı ile korku’yu birbirinden ayırt edebilmek. Sadece bunu anlamak bile an’ın farkına varmak için çok ciddi bir yardımcı.

Öyle ki, yaşamı zorlaştıran şeyin kafamızdakiler olduğunu, dışarıdan kendimize bakabilmek için farkına varmak, oluru olmaza götürmek veya tam tersi bir durum yaşamak, keşke’ler ve n’olur olsunlar’ı makul bir hale indirgemek bile bana terapinin kattıklarının sadece bir kaçı. Bunların tamamı kendine yakışanı giydiğindeki o haz gibi. Kısaca terapi insanın kendine yakışanı giymesidir.

*******

Bence terapi ne demek;

Terapi bence insanin önce  kendi iç dünyasıyla sonra da çevresiyle bağlantısını netleştiren ve iyileştiren bir süreç. İnsan terapiyle birlikte, duygularını takip eder ve tanır hale geliyor. İç dünyasındaki olumsuzlukları, sıkışmışlıkları tanımlayıp anlayabiliyor ve onların aslında ne kadar anlaşılabilir ve aşılabilir olduğunu görüyor.

Birey olarak neye ihtiyacım var, bana ne iyi gelir – ya da karşısındaki insanın neye ihtiyacı var bunu daha iyi anlamaya başlıyor insan.Duygu ve duyularındaki tıkanıkları açıp kendisini ve çevresini daha iyi anlayıp hayatı çok daha rahat ve güzel hale getiriyor.

Terapi süreci benim için bir iyileşme ve aydınlanma süreci oldu, bu süreç sonrasında kendimi çok daha güçlü, cesur ve özgüvenli hissediyorum.Terapi sayesinde, senelerdir ertelediğim, hayatıma farklı bir yön verecek kararı verebilip hayatımla ilgili sorumlulukları alabilir hale geldim.

Terapi süreci ilerledikçe, olumlu etkileri giderek çoğaldı; hem bana hem de çevreme yansıdı. Terapi öncesindeki ben ile terapi sonrasındaki ben arasında ne kadar önemli bir fark olduğunu görünce iyi ki karşıma terapistim gibi bir profesyonel çıkmış, ve iyi ki böyle bir süreçten geçmişim diyorum.

*******

Terapiye başlamadan önce terapi nedir diye sorulmuş olsaydı yalnız baş edemediğim düşüncelerimden beni çekip çıkaran bir el gibi tarif ederdim. Bu tarifin en büyük problemi, terapi süreci sona erdiğinde yeniden başladığın yerde tek başına olma yanılgısı. Yaklaşık bir senelik terapi sürecinden sonra anlıyorum ki terapi zaten var olan ışığı göremeyen,  görse de ona gitmeyi başaramayanlar için bir eğitim gibi. Benim için baş etmeyi öğrenip kendimi tanıdığım ve önceden kendimi ne kadar az tanıdığımı fark ettiğim bir süreç oldu. Güvende hissedip içimi dökebileceğim bir yer olmanın ötesinde içimde tuttuğum şeyleri anlamaya ve kendimi kabul etmeye bir adım daha yaklaşmamı sağladı.

Üşüyordum, üşüdükçe yeni bir kat giyiniyordum ama her yeni kat beni hantallaştırıyordu. Şimdi odamın camını kapatmayı öğreniyorum.

*******

*16 yaşındaki bir genç;

Terapiyi sevmiyorum, çünkü orada mükemmel olmadığımı görüyorum.

Terapiyi seviyorum, çünkü orada mükemmel olmak zorunda olmadığımı biliyorum.

Terapiyi sevmiyorum, çünkü beni büyütüyor.

Terapiyi seviyorum, çünkü büyümenin o kadar da kötü olmadığını hatta eğlenceli olduğunu fark ediyorum.

Terapiyi sevmiyorum, çünkü terapi yalnız hissettiriyor.

Terapiyi seviyorum, çünkü yalnız kalabilmenin bir erdem olduğunu öğreniyorum.

Terapiyi sevmiyorum, çünkü bana AYNA tutuyor.

Terapiyi seviyorum, çünkü aynaya bakmanın eğlenceli olduğunu fark ettim.

Terapiyi sevmiyorum, çünkü başımı ağrıtıyor.

Terapiyi seviyorum, çünkü baş ağrısı olmayınca hayatın ne kadar güzel olduğunu hissediyorum.

Terapiyi sevmiyorum, çünkü haksız yanlarımın olduğunu söylüyor bana.

Terapiyi seviyorum, çünkü haksız da olsam annemin beni sevdiğini biliyorum.

Terapiyi sevmiyorum, çünkü bir elbise eksik alıyorum. Terapiyi seviyorum, çünkü elbisenin önemli olmadığını fark ediyorum.

Terapiyi sevmiyorum, çünkü sorunlarımın olduğunu görüyorum.

Terapiyi seviyorum, çünkü sorunlarımın çözümleri olduğunu biliyorum.

Terapistimi sevmiyorum, çünkü acımasızca gerçekleri söylüyor.

Terapistimi seviyorum, çünkü dikenlerin de zevk verdiğini biliyorum (mazoşist değilim ☺)

Terapiyi sevmiyorum, çünkü akıllı olmadığımı hissediyorum.

Terapiyi seviyorum, çünkü aptal olmak eğlenceli olabiliyor.

Terapiyi sevmiyorum, çünkü anormalmişim gibi geliyor.

Terapiyi seviyorum, çünkü kafaya huni takmak sandığınızdan daha zevkli (bu arada normalim ve kafama huni takıp dolaşmaya niyetim yok ☺)

*******

*Çocuğunda öğrenme güçlüğü olan bir anne ve babanın mektubu;

Oğlumuz doğumundan itibaren fiziksel ve ruhsal gelişimini sağlıklı devam eden bir çocuktu; anormal hiçbir davranış ve özelliği yoktu.

5 yaşında anaokuluna başladı. Her şey çok yolunda gidiyordu; okula alışma döneminde hiçbir uyum sorunu yaşamadı. Okulda renkler ve sayılarla ilgili çalışmalar yapılmaya başlamıştı. Oğlumuz 5 yaş grubunda sayılar ve renklerle ilgili sıkıntılar yaşıyor, akranlarına oranla zorlanıyor,akranlarının seviyesinden geride ilerliyordu. Ardından 6 yaş grubuna başladı. Aynı sorunlar devam ederken bir de işin içine harf sıkıntıları girmeye başladı. Ancak sayılar, renkler ve harflere karşı o kadar ilgisizdi ki biz onun dikkatini çekmediği için zorlandığını ve öğrenemediğini düşünüyorduk. Ayrıca anaokulunda sürekli ayakkabılarını ters giyiyordu.

Bu yaş grubundaki eğitimcilerin öncülüğü çok önemli… Önemli çünkü 5 yaş dönemindeki eğitimciler bizi aydınlatsalardı, bizler de daha erken yol alabilirdik.

Ve… En sonunda birinci sınıf için okul araştırmaları yapmaya başladık. Nihayet oğlumuz ilkokul 1.sınıfa başladı. Başladığı okulda, yine herhangi bir uyum sorunu yaşamadı.  Okulda arkadaşları tarafından da çok sevilen bir çocuktu. Okuldaki alışma devresinin akabinde, okuma yazma çalışmaları başlamıştı ve her şey bundan sonra başladı.

Oğlumuz çizgi çalışmalarında, harfleri öğrenmede ve yazmada çok zorlanıyor ve bir türlü başarılı olamıyordu. Bizler de anne baba olarak onun durumunu anlamakta zorlanıyor ve işi onun tembelliğine yoruyorduk. Ona, okulda verilen ödevleri yapması için sürekli baskı yapıyorduk. Ancak bir süre sonra baktık ki küçücük bir çocukla didişiyoruz ve ilişkilerimiz de giderek bozuluyor. Bu durum hem onu hem de bizleri çok yıpratıyordu. Süreç böyle devam ederken; öğrenmede bir sorun olduğunu sezinliyorduk. Sınıf öğretmeniyle bu durumu ve nedenlerini konuştuğumuzda ise öğretmenin, bu durumdan herhangi bir kaygı duymadığını gözlemliyorduk.

Öğretmenimize, “Oğlumuz öğrenme sürecini arkadaşlarından çok geriden takip ediyor, harfleri öğrenemiyor, yazamıyor… Oysa diğer çocuklar okuma yazma kısmına geçtiler. Acaba oğlumuzun öğrenme ile ilgili bir sıkıntısı olabilir mi?”  dediğimizde; bize “Abartmayın canım, aslan parçası gibi bir çocuğunuz var. Bu süreç çok normal, bazı çocuklar daha yavaş ve geç öğrenir. Bir bakarsınız oğlunuz zamanla onları geçer” diye ifade ediyor bizim bu yöndeki kaygı ve çabalarımızı abartılı ve gereksiz görüyordu.

İlkokul 1.sınıfın sonuna geldiğimizde, maalesef oğlumuz henüz okuma yazmayı çözememişti ve bizler onun sınıf ortamında yaşayabileceği sorunları ve içinde bulunduğu psikolojiyi düşündükçe üzülüyorduk…

Eşimle, yaz tatili döneminde okuma ve yazmayla ilgili kaynaklar alıp, ona evde kendi çabalarımızla okuma yazma öğretmeye çalışıyorduk. Ancak öğrenme süreci istediğimiz gibi gitmiyor ve istediğimiz sonucu bir türlü alamıyorduk. Sonrasında başka bir sınıf öğretmeninden bir süreliğine yardım almamıza rağmen maalesef sorunu bir türlü çözemiyorduk…

Bütün bu süreçlerden sonra oğlumuzu bir uzmana götürmemiz gerektiğini anladık ve bu konuda oldukça yetkin bir pedagogla çalışmaya başladık. Pedagog; önce bizi ardından oğlumuzu ve yaşadığımız süreci dinledi. Oğlumuza uygulanan WISC-R testi ve yapılan çalışmalar sonrasında ise sınıf öğretmenimizin aslan parçası dediği oğlumuza disleksi tanısı konuldu.

Disleksi sözcüğünü ilk kez duyuyorduk. Oğlumuz hem yazma, hem okumayla ilgili öğrenme güçlüğü yaşıyordu. Ayrıca dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite de işimizi zorlaştıran başka bir boyuttu. Araştırdığımızda disleksinin bir öğrenme zorluğu olduğunu öğrendik.  Meğer normal insanlar öğrenme için beyinlerinin sol ön loblarını kullanırken, disleksi olan bireyler öğrenmede beynin sol ön loblarını kullanmakta zorlanan kişilermiş. Bazı harf ve sayıların birbirine karıştırılması, tersten algılanıp okunması, yazma güçlüğü çekilmesi… Asıl sorunları hafıza ve dil ile ilgiliymiş. Çoğu disleksinin en büyük düşmanları kitap, yani okuma ile yazmakmış. Gerçekten bu belirtilerin birçoğu bizim çocuğumuzda da görülüyordu.

Albert Einstein, Mozart, Leonarda da Vinci, Thomas Edison, WaltDisney, Bill Gates, Can Dündar gibi birçok ünlünün disleksi olduğunu da öğrenmiş olduk. Disleksik çocukların çok zeki olduklarını, ancak farklı öğrenme stil ve becerileri ile zekâlarını daha iyi kullanabilmeleri ve öğrenme becerilerinin mutlaka desteklenmesi gerektiğini de öğrenmiş olduk.

Bu öğrenmeler bizim ufkumuzu açtı. Hem öğreniyor, hem de aldığımız destekle oğlumuza daha çok katkı verme çabalarımız arttı. İlk başlarda bizler için çok yorucu ve zorlu bir süreçti… Zira onunla çalışmalar yapılıyor ve devamında da bizim, evde yaptığımız tekrar çalışmaları ve egzersizlerle öğrenme sürecini pekiştirmemiz gerekiyordu. Fakat çok zorlandığı için tekrar yapmak istemiyordu ve bizi bu anlamda çok zorluyordu.

Bir anne olarak öyle zorlanıyordum ki sürekli bu konuyla ilgili araştırmalar yapıyor ve sürekli “başka ne yapılabilir” diye düşünüyordum. Pedagogla çalışmalarımız devam ederken, Denizli’de Disleksi Derneğinin düzenlediği bir seminere katıldık. Bu farkındalığımızı artırdı. Bizlerle aynı sorun ve süreçleri yaşayan insanların deneyimlerinden yararlandık. RAM’a başvurarak rapor çıkarttık… Okula verdiğimiz raporla okulun katkısını artırdık. BEP (Bireysel Eğitim Planı) ile hem öğretmenleri işin içine katılmış oldu, disleksi ile ilgili farkındalık yaratılmış oldu hem de aldığımız bireysel çalışmalarla oğlumuzun özgüveni artmış oldu. Bu rapor sonucunda; dışarıdan özel bir kurumdan üç yıl eğitim ve öğretim desteği aldık. Oğlumuzun sosyalleşmesinde, iletişim kurmasında, yaşadığı süreci normal karşılamasında büyük katkısı oldu.

Artık çok hızlı olmasa da yavaş yavaş okuyabiliyordu ancak yazma konusu neredeyse hiç yoktu. Yazı yazsa bile yazısı asla okunamıyordu. Eğitim süreci devam ederken pedagogumuzun tavsiyesiyle disleksik çocuklarla çalışan bir hızlı okuma eğitimine başladık.

Onunla yaz tatili döneminde disleksi tanısı koyan bu konuda uzman ablası ile 15 günlük bir çalışma yaptık. Bu durum bizim ilişkilerimizde, oğlumuzun çalışmalarında bir dönüm noktası oldu. Yapılan çalışmalar bizim yol haritamız oldu adeta…

Artık birçok şey yoluna girmiş, nasıl bir yolda devam edeceğimizi görebiliyorduk. Yine bu süreçlerde oğlumuzu vurmalı çalgılar kursuna gönderdik, yüzmeye başladı, basketbol kursuna gitti. Bu faaliyetler onun el-göz koordinasyonunu sağlayarak iletişimini artırdı, daha organize olmasını sağladı. Başarabilme duygusunu tattıkça rahatladı, özgüveni arttı ve sorunları yavaş yavaş geride bırakmaya başladık. Eğitimler devam ettikçe onda gözlemlemeye başladığımız olumlu değişiklikler bizleri fazlasıyla mutlu etti, etmeye devam ediyor.

Oğlumuz şimdi 6.sınıf öğrencisi. Artık kitap da okuyor yazı da yazıyor.   İlkokul yıllarında “Bu çocuk yeter ki okumayı söksün başka bir şey istemem” dediğimiz oğlumuz, aldığı eğitim ve destek, yaptığı çalışmalar sonucunda şu anda oldukça iyi bir durumda… Daha huzurlu ve mutlu bir çocuk… Geleceğe daha umutla bakıyor.

Sonuçta öğrendiklerimiz; anne ve babalar öğrenme güçlüğü olan çocuklarla çalışırken çok sabırlı olmalılar, ne kadar zor olduğunu ancak öğrenme zorlukları olan çocukların ebeveynleri bilirler. Ancak öğrenme güçlüğü olan çocukların kendilerine ait çok ama çok özel yetenekleri var ve oldukça keyifli çocuklar.

Onları anlayabilmek, onlara sevgi ile yaklaşabilmek, süreç çok zor olsa da sabır göstermek ve onları yüreklendirmek, özgüven aşılamak çok ama çok önemlidir.

Elbette ilk başlarda “başaramayacağız” dediğimiz, umutsuzluğa kapıldığımız çok zamanlar oldu. Ancak sevgi, eğitim, emek ve sabırla inanın her türlü sorun çözülebiliyor.

En önemli şey onlarda var olan yetenekleri ortaya çıkarmak, başarılılarını takdir etmek, başarısızlıklarında ise desteklemek, yüreklendirmek… Mutlu bir insan olduklarını, yaşamdan keyif aldıklarını görmek en önemli hedefimiz olmalı…

Ve şu anda yaşadığımız duygu; onun gibi bir çocuğa sahip olduğumuz için çok şanslıyız, çok mutluyuz.

*******

*Özel öğrenme güçlüğü olan 11 yaşında bir genç;

İlk olarak anasınıfında yazma egzersizlerinde çok zorlanıyordum. İlkokul birinci sınıfa geçtim. Okumada ve yazmada zorlanıyordum. Hocalarımın yardımı ile biraz daha iyi okuyordum. İlkokul 2’de bir öğretmenim bana yazma ve okuma konusunda yardım etti. Bazı yerlerde takılıyordum. Okulumdaki hocam beni evine götürüp ders veriyordu. Üçüncü sınıfa gelince İstanbul’da bu konuda iyi bir profesöre gittik. Orada sosyal olsun, her şeyde yardımcı oldular. Orada tanıştığım bir ablayla bir sürü çalışma yaptık ve orada WISC-R testiyle disleksi olduğum çıktı. O vesileyle başka bir ablayla görüştük. Ondan hızlı okuma kursu aldım. Hikâyeler okuyup özet yazıyordum.

Hocalarım bana ödev veriyordu. Yazma konusunda çok zorlanıyordum. Onlara söyledim. Ondan sonra bana okulda özel, farklı sınavlar yapıyorlar. Raporu aldığım için okulda ve gireceğim farklı sınavlarda bazı haklarım var. Hocalarım bana ders veriyordu: Matematik, Türkçe, Fen, İngilizce…

Sonra farklı bir kuruma başladım. Bu kuruma başlamadan önce rapor almam gerekiyordu. Annemler bir seminerde ünlü bir psikiyatristin önerisiyle beni bir doktora götürdü.

Benim disleksi olduğum kayıtlara geçti. Doktorun önerdiği ilacı kullandım. Dikkat dağınıklığıyla ilgili biraz işe yaradı. Beni insanlar anlamıyordu… Bazıları… Zorlanıyordum.  Gittiğim kurumda önce bir hoca sonra farklı bir hocayla çalıştım, Matematikle ilgili şeyler gördüm. En sonunda hafıza çalışması için Ayna Eğitim’e gidiyorum. Gerçekten ilerleme kaydettim. Şu an altıncı sınıftayım. Hayatım birçok insana göre değişikti. Ama iyi anlamda, mutluydum.

Disleksi olmak bir ayrıcalık. Farklı farklı yetenekleriniz oluyor. Resim kursuna gidiyordum. İlk gittiğim gün resim hocam benim resim yeteneğimi fark edip annemi çağırdı. Benim resim yeteneğimi fark edip etmediklerini sordu. Özel fırça darbelerim olduğunu, çok yetenekli olduğumu söyledi. Bana yardım etti, çok güzel resimler yaptık. Zaten küçüklükten madalyalarım vardı resimle ilgili.

Arkadaşlarım benim disleksi olduğumu bilmiyorlardı. Zorlandığım konularda benimle dalga geçmediler, bana farklı davranmadılar.

Annem babam beni bir sürü eğitime, kursa gönderdi. Benimle hep ilgilendiler. İlk başlarda bu kadar yazı yazmak, bu kadar kitap okumak berbat geliyordu. Çünkü gerçekten yazmada, okumada, matematikte çok zorlanıyordum.

Ama artık öyle değil. Bu çalışmalar çok işe yaradı ve işe yaramaya devam ediyor.

Bazen gitmek istemedim, devam etmek istemedim. Annem babam benimle konuştu, daha iyi olmam için gitmek zorunda olduğumuzu söylediler. Bana bayağı yardım ettiler. Benim için çok zor olsa da, bazen ağladım, “gitmek istemiyorum”, “yapmak istemiyorum” diye… Ama yine de devam ettim. Eskiye göre çok daha ilerideyim.

Böyle çocukların ve anne babaları için söylüyorum: Onu takip edin, olmazsa onu bir yere götürüp WISC-R gibi testler yaptırın. Disleksiyse veya başka bir şeyse onunla ilgili çözümler arayın, seminere gidin. İyileşene kadar destek alın. Bu 16 yaşına kadar sürer. Tam bitmese de, zaman geçtikçe hiperaktivite azalan bir şey. Bir sürü ünlü insanlar küçüklüğünde disleksiydi. Disleksi olan insanlar da çok iyi yerlere gelebiliyorlar. Amerika’da birçok büyük şirketin yöneticisinin küçüklüğünde böyle problemleri olan insanlardan oluştuğunu biliyorum.  Farklı düşündükleri için şirketleri daha ileriye götürüyorlar.

*******

*10 yaşında duygularını ifade etmekte zorlanan bir çocuk;

“Burası teknoloji olmadan eğlendiğim tek yer. “

*******

*11 yaşındaki bir gencin çizdiği bu resmin sol tarafı “terapi öncesinde”, sağ tarafı ise “terapi sonrasında nasıl hissettiğini anlatıyor.

 

adsiz

*******

 

Uzmanlarımızın kaleminden

Uzm. Psikolojik Danışman Funda TEKELİOĞLU

Çift/Aile Danışmanı

EMDR Terapisti

Psikodramatist

 

Bir yolculuktur terapi, terapist ile birlikte çıkılır bu yola. Danışanın hikâyesinin görünen, bilinen kısımlarından yani bilinçten başlar yolculuk; bilinmeyene, bilinçaltına doğru.

Bir gün hikayemizin bir bölümünde “Neden ben?”, “Nasıl oluyor da hep?” gibi sorularımıza verdiğimiz bilinçli cevaplar yeterli gelmezse, hikayemizin derinlerindeki asıl cevapları öğrenmek istersek ve cesaret edersek orada göreceklerimizi karşılamaya, o zaman başlar terapi yolculuğumuz. Terapist elinden tutar danışanın, birlikte keşfederler hikâyenin bilinmeyen ya da bilinen ancak kabul edilemeyen taraflarını.

 

*******

Uzm. Psikolog Yüksel ARTAR

Çocuk, Ergen, Genç, Yetişkin Psikoterapisti

 

Yaşam bir yolculuktur ve bu yolculuk esnasında düz yollarda keyifle yürüyebildiğimiz gibi karşımıza çeşitli engebeler, yokuşlar da çıkabilir. Bazen bu engelleri iç ve dış güçlerimizi kullanarak kolayca aşarken bazen de ayağımız takılabilir veya sendeleyebiliriz. İş, aile ortamı, arkadaşlar, çocuklar veya eşler arasında ortaya çıkan kimi sorunlar elimizi kolumuzu bağlayabilir. Kendimizi işin içinden çıkılmaz bir durumda bulabiliriz.

İç ve dış etkenlere bağlı olarak nasıl fiziksel sağlığımız bozulduğunda iyileşmek için bir doktorun tedavisine başvuruyorsak, çok daha karmaşık olan ruhsal yapımızın baş edemediği durumlarla karşılaştığımızda da psikolojik destek ve yardım için bir terapiste gereksinim duyabiliriz. Böyle durumlarda, biri bizi dinlesin, anlasın, yardımcı olsun isteriz. Ancak tam bu noktada “Ben niye kendi başıma sorunlarımı çözemiyorum? Terapist bana nasıl yardımcı olacak? Arkadaşlarıma da anlatıyorum ya işte.” gibi düşüncelerle kendi kendimizi durdurmaya çalışırız. Söz konusu çocuklarımız olduğunda bu kez de kendi anne-babalığımızı sorgularız.    “Ben iyi anne-baba değil miyim? Kendi anne babamdan gördüklerimi, çevremden gözlediklerimi veya okuyup öğrendiklerimi uyguladığım halde niye çocuklarıma yardımcı olamıyorum?” gibi sorularla kendi kendimizi yargılarız. Hele bir de toplumun terapistlere ve terapiye bakışının olumsuz yaklaşımlarıyla da karşılaştığımızda yardım alma fikri içimizde yoğun tereddütler yaşamamıza neden olur. Hadi bütün bu engellerden atlayıp bir terapistin karşısına geldik diyelim. Bu kez de “Terapide neler olacak?” merakı ve endişesi ile yüz yüze geliriz.

Şimdi çocuğu için yardım almaya gelen bir anne baba olduğunuzu varsayalım. İlk görüşmede genellikle terapiye başvurmanıza sebep olan çocuğunuzla ilgili yaşadığınız güçlükler ve bugüne kadar bu sorunlara nasıl yaklaştığınız,     ne gibi çözüm yolları denediğiniz hakkında konuşulur.    Çocuğu tanımak için bilgi alma aşamasında veya daha sonraki görüşmelerde bazen anne ve babalar bir anda kendilerini terapinin merkezinde bulunca “Konu niçin dönüp dolaşıp bize geldi? Biz buraya çocuğumuza yardım almak için gelmemiş miydik?” şaşkınlığını yaşarlar. Birden kendi çocukluğu, kendi anne baba ilişkileri seansın önemli konusu olmuştur. Böylece, çocuk ile başlayan terapi tüm aileyi de kapsayacak şekilde genişleyebilir.

Çocuk terapisi için bir araya gelinen terapi ortamında, terapist çocuğun yaşadığı güçlükleri aile ile birlikte değerlendirir. Terapistin amacı, aile üyelerinin kendilerini gözlemleme kapasitelerini geliştirmek, kendilerine ilişkin farkındalıklarının artırmasına, yaşanılan zorluklara karşı iç görü kazanmalarına, sorunlarının kaynağında ya da var olan sorunun devam etmesinde kendi rollerini görmelerine ve çözüm için gerekli zihinsel ve davranışsal değişiklikleri gerçekleştirebilmelerine yardımcı olmaktır.

Peki, çocuğun bu terapi ilişkisi içindeki yeri neresidir? Çocuğa nasıl yardımcı olunacaktır? Öncelikle “Çocuklar terapiye nasıl getiriliyor? Niye getiriliyor?” sorularını yanıtlamak gereklidir.

Çocuklar terapiste genellikle ya bir yetişkin (anne-babası) tarafından getirilir ya da öğretmen veya başka merkezler tarafından yönlendirilir. Başvuru nedenleri ise çok çeşitlidir. Çocuğun yaşadığı kaygı ve korkular, aşırı çekingenlik, uyku, yeme ve tuvalet sorunları, okula uyum, ailede yaşanan değişimler (boşanma, ölüm, kardeş doğumu vs.) ya da uyum sağlamada yaşanan güçlükler gibi.

Çocuğun yapılan görüşmelerde bulunması yaşına, problemin içeriğine, aile ilişkilerine vs. göre değişkenlik gösterir.

“Çocuk terapi ortamına nasıl dahil edilecek, terapinin ne olduğu ve nasıl yarar sağlayacağı kim tarafından ve nasıl açıklanacaktır?”  Duruma göre çocuk ya anne-baba ya da terapist tarafından bilgilendirilecektir.

Çocuklarla çalışırken, yetişkinlerle olduğu gibi sözel teknikler fazla kullanılmaz. Çocuklar konuşmaktan çok eyleme yöneliktirler. Bu nedenle çocuklarla daha çok   “oyun terapisi” adı altında terapi çalışması yürütülür. Ancak oyunun içinden onların duygusal dünyasına girmek ve sorunlarına yardımcı olmak mümkündür.

Çocukların oyunu; onların duygularının, düşüncelerinin ve gerçekleri algılamasının bir yansıması olarak kabul edilir. Çocuklar kendilerini oyun yoluyla daha kolay ifade ederler. Bir çocuğun oyununu izleyerek onun gelişimi, endişeleri, istekleri, beklentileri gibi birçok konuda fikir sahibi olabiliriz. Böylece oyun, çocuk ile onu anlamaya çalışan kişi arasında köprü görevi görür.

Terapist terapiye başlamadan çocuğa ona nasıl yardımcı olacağından bahseder. Onun duygularını anlayabileceğini ve böylece ona yardım edebileceğini, farkına varmadığı duygularını keşfedebileceğini, bu duygularını nasıl bulabileceğini (oyun, resim vs.), bunlar olurken çocukların kendilerini nasıl hissedeceğini (kızgın, mutsuz, üzgün) anlatır. Zaman zaman kafasının karışabileceğinden, gelmek istemeyebileceği durumlar da olabileceğinden söz eder.  Konuşa konuşa veya oyun oynayıp, resim vs. yaparak problemin azalacağı ve kendini daha iyi hissedebileceğini açıklar.

Çocuklar terapi ortamında genelde resim yapar, yazar, boyar, keser, oyuncaklarıyla oynarlar. Bazen hem kendilerine hem terapistlerine rol vererek; alışveriş oyunu, doktorculuk, okulla ilgili oyunlar, anne–baba-çocuğu oynar. Bu oyunlarda çocuklar sıklıkla yetişkinin yerine geçerler. Bir şekilde hem rolleri değiştirmeyle ilgili arzularını, hem de ebeveynleri ya da diğer otorite pozisyonunda olanların kendilerine nasıl davranmaları gerektiğini gösterirler.

Çocuk terapisti, çocukların oyunları dışında başka şekillerde de malzeme toplayarak yorum yapabilir. Karalamak veya herhangi bir aktivite ve her türlü davranışı, duruş veya yüz ifadesindeki değişiklikleri, yaşanan zorluklarla ilgili olarak çocuğun ebeveynlerinden de duyduklarıyla birleştiren terapist çocuğun zihninde neler olup bittiğiyle ilgili ipucu sahibi olur. Terapist çocuğu serbest bırakır ve kabullenici bir tutum sergiler. Çocuğun oyunlarında ve konuşmalarında ortaya koyduğu duyguları, düşünceleri ve iç dünyasını yakalayıp onları çocuğa uygun yöntemlerle yansıtır.

Terapinin nasıl bir başlangıcı varsa bir sonu da olacaktır. Terapinin sonlandırılma zamanı terapist ile birlikte kararlaştırılır. Başlangıçta belirlenen hedefe ulaşılıp ulaşılmadığı aile ile birlikte etraflıca değerlendirilir. Yardım almak istenilen sorunların çözümlendiğine karar verildiğinde çocuğu ayrılığa hazırlayarak bitirme aşamasına geçilir. Bu geçiş sırasında çocuğun ayrılığa verebileceği tepkileri çalışabilmek için çocuğa bir kaç seans daha görüşme fırsatı tanınır. Terapist seanslarda, başlangıçtan bugüne dek süren terapi sürecinde çocuğun üstesinden geldiği duyguları, düşünceleri ve davranışları hakkında konuşur ve gelecekte herhangi bir nedenle ihtiyaç duyduğunda tekrar yardım alabileceği çocuğa açıklanarak terapi süreci sonlandırılır.

 

*******

 

Psk. Dr. Ayşegül ÖNK ERAY

Yetişkin/Çift-Aile Psikoterapisti

EMDR Terapisti

 

Terapi; kişinin kendini tanımak için çıktığı, iyileştirici etkisi olan ruhsal bir yolculuktur. Gerçek bir keşif deneyimidir. Kendimizi tanımak için bir rehber eşliğinde çıktığımız bu yolculuğu; tıpkı Jules Verne’nin romanı “Arzın Merkezine Seyahat” deki gibi düşünebiliriz. Kendi merkezimize doğru çıkılan bu terapötik seyahat birçok deneyimi ve keşfi yaşatır bize. Bazen ağlar bazen güleriz. Bazen korkar, utanır bazen de mutlu oluruz. Bu içsel yolculuk sayesinde, farkındalıklar geliştiririz ve kendimizi daha iyi tanımamız mümkün olur.

Peki, bu keşifler ne işe yarar? Öncelikle kendimizi tanımaya. Her ne kadar biz kendimizi tanıdığımızı zannetsek de, bu o kadar da kolay değildir. Uzaya baktığımızda gördüğümüz o uçsuz bucaksız evrenin bir benzeri de, kendi iç dünyamızda mevcuttur aslında. Terapi ile çıkılan bu yolculukta yeni keşifler yapılsa bile bitmez ve hayatımız boyunca da bu keşifler sürer. Terapi aynı zamanda bu keşiflerle dönüşüm yapabilme becerisini kazanmamıza yardım eder. Keşifler (farkındalıklarımız) önemlidir ama yeterli değildir. Değişim/dönüşüm yapabilmek için kendi paternlerimizin (davranış örüntülerimizin) dışına çıkabilmemiz gerekir. Bunu tek başımıza yapamayız. Zira sistemimiz kendini korumak amacıyla savunma mekanizmalarını kullanarak buna izin vermemek için uğraşır. Ancak bir terapist eşliğinde ve terapi sürecinde bu sistemlerimizi anlayabiliriz ve gerektiğinde yenileyebiliriz.

Çocukluğumuzdan itibaren içinde yaşadığımız bu dünyayı anlamaya ve anlamlandırmaya çalışırız. Böylece deneyimlerimizi yorumlayarak baş etme (başa çıkma) paternlerimizi geliştiririz. Geliştirmek için çok emek verdiğimiz bu paternler, yaşadığımız dünyada kendimizi korumak ve uyum sağlayabilmek için gereklidir.

İnsanın iç dünyası karmaşık ruhsal süreçlerden oluşur. Davranışlarımız buzdağının sadece görünen yüzüdür. Buzdağının altında daha karmaşık süreçler aktiftir; Duygular, algılar, inançlar, değerler, savunmalar, beklentiler, kaynaklarımız, vb…

Çoğu zaman ne hissettiğimizi, neyi neden, yaptığımızı bilmeden hayata devam ederiz. Sanki otomatik pilotta yol alıyoruz gibidir.

Aslında terapi süreci bize kendimizi daha fazla tanımamızı, kaynaklarımızı keşfetmemizi ve kendi sistemimizi yönetmemizi sağlayan yetkinliği ve beceriyi sağlar. Böylece otomatik pilota bağlı olmaktan çıkar daha özgür ve bilinçli olarak kendi hayatımızın direksiyonuna geçebiliriz.

Bir terapistin görevi; danışanlarının başına gelenler için sürekli olarak başkalarını suçlamaktan vazgeçerek kendi hayatlarının sorumluluklarını alabilmelerini sağlamaktır. Ancak bu şekilde, kendi hayatlarını yönetebilecek yetkinlikleri geliştirebilirler. Böylece yaşamlarının bundan sonraki dönemlerinde karşılaşabilecekleri problemlerle daha bilinçli bir şekilde başa çıkabilirler.

Bir terapist tüm bu görevleri gerçekleştirmeye çalışırken danışanlarını yargısız bir biçimde dinleyebilmeli ve olduğu gibi kabul edebilmelidir. Bir terapistin empati yapabilme ve kendi yargı süreçlerini terapi ortamı dışında tutabilme becerileri gelişmiş olmalıdır. Terapi sürecindeki en önemli kurallardan biri de gizlilik ilkesidir; “Terapi odası içinde olan her şey orada kalır.”. Böylece “güven” ilişkisi kurulabilir. Terapist, danışanının günlük hayatının bir parçası olmadan onunla yakın ilişki kurmak ve tarafsız ve yargısız olma halini korumakla sorumludur.

Bunun için danışan ile terapist ilişkisinin sınırları iyi çizilmelidir. Bir terapistin bunu becerebilmesi için önce kendisinin terapi deneyiminden geçmiş olması gerekir. Bu detaylar önemlidir ve terapist ile danışan arasındaki ilişkinin arkadaşlıktan farklı olmasının gerekliliğini de açıklar. Bu nedenle de “nasihat veya akıl verme” bir yöntem olarak terapide yer almaz. Terapist terapötik süreçte sadece danışanına rehberlik ederek onun kendini keşfetmesine ve kendi yolunu bulmasına yardımcı olur.

 

*******

 

Uzm. Psikolojik Danışman Nur AĞDELEN

Çocuk, Genç, Çift, Aile Psikoterapisti

 

Terapi günlük hayata ve geçmişe dair yaşamsal deneyimleri, bunlara dair duyguları, düşünceleri ve inançları bu konuda uzman bir profesyonelle ele alarak yeniden yorumlama biçimidir.

İnsanların terapiye başvurmasının çeşitli nedenleri vardır. Örneğin, çocuklar ve gençlerin anne babaları çocuklarının okula gitmek istememe, ödevlerini yapmama, ders çalışmakta zorluk, dikkat dağınıklığı, aşırı hareketlilik, arkadaşlık ilişkileri kurma ve sürdürmede zorluk, vurma, sınav kaygısı, tırnak yeme, göz kırpıştırma gibi durumlar nedeniyle terapiye başvurabilir. Genellikle çocukta ve gençte ortaya çıkan bu gibi davranışlar, daha önceki deneyimlerin bir sonucudur.

Yetişkinlerde ise yorgun, bedbaht hissetme, ilişkide keyifsizlik, depresif duygu durumu, obsesif özellikler, yoğun kaygı gibi çeşitli belirtiler ortaya çıkabilir. Fiziksel olarak ne kadar büyürsek büyüyelim, zor yaşam olaylarıyla karşılaştığımızda yaşam uyumumuz farklılaşmakta, içimizdeki korkan, kaygılanan, yatıştırılmaya ihtiyaç duyan yanlar daha çok ortaya çıkmaktadır.  Bu tip durumlar, aslında yaşamsal sıkıntılarla bir tür baş etme biçimidir.

Terapide kişi için acı verici olan bu deneyimler, terapistle bir güven ilişkisi kuruluktan sonra araştırılır. Terapist danışanı yargılamadan, tarafsız bir biçimde dikkatle dinler, ona eşlik eder ve onun hissettiklerini, ihtiyaçlarını anlamaya çalışır.

Bu sıkıntılar, elbette bir tek gelen kişinin problemi değildir.Bu kişinin birlikte yaşadığı insanların da bu durumda payı vardır. Aile üyeleri, kasıtlı olmasa da, zaman zaman birbirlerine iyi gelmeyen şekilde davranıyor olabilirler. Bu nedenle aile terapisinde bir kişide ortaya çıkan bu durumlar, ailenin yaşadığı bir zorluğun belirtisi olarak ele alınır ve gerekirse aileyle birlikte çalışılabilir.

Terapi sürecinde terapistin çalıştığı ekole göre değişen sıklıklarda danışanla bir araya gelinir. Örneğin, psikanalitik psikoterapi uygulayan bir terapist ile danışan haftanın belirlenmiş günleri ve saatlerinde haftada bir veya birden çok kez görüşürken, sistemik yaklaşıma göre çalışan bir terapist danışanla iki haftada bir, üç haftada bir veya ayda bir görüşebilmektedir. Bu konuda terapistlerin çalışma biçimi, danışanın ihtiyacı ve danışanın terapiye başlamak ve devam etmekle ilgili olarak ruhsal hazırlığı belirleyicidir. Haftada bir sıklıkta görüşülen terapi süreçleri daha yaygın bir şekilde deneyimlenmektedir.

Terapi sürecinde, bir araya gelinen her görüşmede danışanın yaşamda karşılaştığı zorluklar; o gün paylaşmak istediği konulardan ve terapistiyle yaşadığı deneyimlerden yola çıkılarak ele alınır. Gelen kişi o gün ne anlatmak isterse onu anlatma özgürlüğüne sahiptir. Bazen hiç konuşmadan, sadece düşünerek veya içinden konuşarak dakikalar geçebilir. Bunların da süreçte apayrı anlamları vardır. Terapi sürecinde ortaya çıkan her şey, kişinin gerçek yaşamıyla bağlantılandırılarak yorumlanmaya çalışılır.

Henüz yetişkinler kadar zengin kelime hazinesine ve anlatım gücüne sahip olmayan çocukların kelimeleri oyuncaklar, metaforları ise oyunlardır. Çocuklar oynadıkları oyunlar aracılığıyla bize yaşantılarını, bunlarla ilgili duygularını ve düşüncelerini aktarırlar.

Öğrenme problemleri, aşırı hareketlilik, dikkat eksikliği olması durumunda, çocuğun bilişsel becerileri belirli testler aracılığıyla değerlendirilir. Duygusal ve davranışsal problemlerle başvurulduğunda ise oyunun dışında, çocuğun iç dünyasını anlamak için farklı testler ve değerlendirme yöntemleri kullanılabilir.

Çocuklar bu değerlendirme süreci sonunda tanındıktan, zorlukları tespit edildikten sonra, yaşadıkları zorluğa göre bir müdahale planı belirlenir. Örneğin, çocuğun öğrenmeyle ilgili bir problemi varsa çocuğa özel bireysel eğitim programı geliştirilerek uygulanır. Buna eşlik eden veya bundan farklı olarak duygusal davranışsal zorluklar olması durumunda oyun terapisi yönteminden faydalanılarak çalışılabilir. Oyun yoluyla; çocuğun kardeş doğumuyla ilgili yaşadığı duygular, ebeveyninden ayrılmakla ilgili yaşadığı kaygılar, uyku zorlukları, farklı nedenlerle yaşadığı öfke, saldırgan davranışlar, yeme veya tuvalet eğitimi konusunda yaşadığı sıkıntılar gibi çeşitli zorluklar farklı ifade yolları bulur.

Terapistlerin çalıştığı ekole göre, danışanların terapi deneyimleri farklılaşabilir. Örneğin, psikanalitik psikoterapilerde danışanın terapistle kurduğu ilişkinin, yaşamdaki tüm ilişkilerin temeli olan anne-baba ilişkilerinin tekrarı niteliğinde olduğu varsayılır. Danışanda ve danışan ile terapist arasında ortaya çıkanlar yorumlanarak ve bir nevi farklı bir ilişki biçimi kurularak, danışanın temel yaşamsal deneyimleri yeniden yapılandırılır.

Terapinin ilerleyen evrelerinde danışan ve terapist arasındaki bağ güçlenir ve danışanların gördüğü rüyalarda, hatırladıkları deneyimlerde artış gözlenir. Bunlar, danışanın kendini terapiste bırakabildiğinin ve geçmiş yıllarda karşılaştığı zorlukları ele almaya hazır olduğunun en önemli göstergelerindendir. Bütün bu ortaya çıkanlar, rüyalar, terapi sürecinde ele alınır ve danışanla birlikte araştırılarak, merak edilerek yorumlanır.

Zamanla, danışanın içinde yerleşen anne baba temsilleri, içlerinde yankılanan sesler, onları yönlendiren derinlerdeki inanışlar, yaşantıları danışanla birlikte daha iyi anlaşılır ve yaraların izleriyle kişinin ilişkisi değişir. Terapi sürecinden geçen kişiler duygularının, davranışlarının daha çok farkına varmaya başlar. Neler olduğunda neler hissettiklerini daha iyi ayırt edebilir ve olumsuz, kendilerine iyi gelmeyecek deneyimler yaşama olasılıklarından kendilerini olabildiğince uzak tutabilirler. Danışanların içindeki kaynakların ortaya çıkmasını ve kullanılmasını engelleyen duygular, düşünceler, inançlar keşfedilir ve bunlar yenileriyle yer değiştirir. Böylece geçmişte danışanın ayağına dolanan ve bazen pranga işlevi görebilen deneyimlerin danışanın yolunu tıkama riski zayıflar veya ortadan kalkar.

Öyle ki, terapi sürecinden geçmiş kişiler isteklerine ulaşabilmek, isteklerini ifade edebilmek, ihtiyaçlarını karşılayabilmek için daha önce rahatsız oldukları yanlarını sergilemek zorunda kalmazlar. Terapi sürecinde terapistleriyle birlikte bunları karşılamanın farklı yollarını keşfederler ve hayatla baş etme biçimi olarak sayısız araç üretirler.

Terapi sürecinden alınacak verim, danışanın terapiye başlamakla ilgili motivasyonu, terapistin çalışma biçimi, bu çalışma biçiminin danışana uygunluğu, terapist ve danışan arasındaki ilişki gibi birçok faktöre göre değişebilir.

Ayrıca, terapi sürecinde zaman zaman zor yerlerden geçilirken, danışanın ayakları geri geri gidebilir, sürece devam edip etmeme konusunda tereddüt yaşayabilir. Terapiye gelirken hissedilen duyguların, düşüncelerin ve terapi süreciyle ilgili olumlu olumsuz deneyimlerin terapistle paylaşılması ve birlikte ele alınması terapinin önemli bir parçasıdır. Terapiste yönelik ifade edilebilen olumlu ya da olumsuz duygular, terapiste yöneltilen olumsuz tepkiler, bu süreçte yaşantılayacağınız deneyimler, dış dünyadaki yaşantınızda sağlayacağınız önemli değişimlerin başlangıcı sayılabilir.

Terapi sürecinden geçen bireyler, terapinin ilerleyen evrelerinde ebeveynlerinden ve partnerlerinden ayrışmış ve bununla ilgili rahatsızlık duymayan, kendileri ve başkalarıyla ilişkilerinde huzurlu, insanlarla birlikte olabilirken bireysel de olabilen, iştahı, uykuları iyi, sıkıntılarını çözebilen, ele almak istedikleri konuları ele almış, terapi sürecine başlarken hedefledikleri değişimi sağlamış olduğunda ve bu iyi oluşları istikrarlı devam ettiğinde, eğer danışan da bu konuda istekliyse, terapi sürecinin sonlandırılmasından söz edilebilir.

Terapiye başlarken olduğu gibi, terapi süreci sonlandırılırken de danışanın hazırlığı oldukça önemlidir. Bu nedenle; terapi sürecini sonlandırma kararının bir süre terapist eşliğinde ele alınması ve vedalaşarak terapi sürecinin sonlandırılması, terapi sürecinin en önemli aşamalarındandır.

 

*******

Uzm. Psikolog Gizem HANCI

Genç Yetişkin/Yetişkin Psikoterapisti

EMDR Terapisti

Psikodrama Yardımcı Terapisti

 

Hepimizin günlük hayatında sorunlarla baş etme yolları vardır ve elbette ki, her karşılaştığımız sorunda bir uzmana gitme ihtiyacı duymayız. Ancak bazı zamanlar gelir ki, karşılaştığımız zorlu durumların bize çok yabancı olduğunu hissederiz ya da elimizdeki mevcut baş etme yöntemlerimizin ve bu zamana kadar hayattan öğrendiklerimizin artık sorunlarımızı çözmek için yeterli gelmediğini fark ederiz. İşte bu noktada terapi, bizim için bir çıkış noktasıdır.

Terapiye gitmek; bizim zayıf ya da beceriksiz olduğumuzu göstermez. Aksine herkes gibi zorluklar yaşayabileceğimizin farkına vardığımız, yardım isteme becerisine ve değişim için adım atma cesaretine sahip olduğumuz anlamına gelir.

Geçmişte yaşadığımız olayları değiştiremeyiz. Çevremizde zorluklar yaşadığımız insanları değiştiremeyiz. Ancak yaşadığımız zorlu olayların bizim üzerimizdeki olumsuz etkilerini değiştirebiliriz. Terapi, bizim sorunlarımıza, hayatımıza dair yeni bakış açıları kazanmamızı sağlar. Bunu akıl vererek, bize hangi yolun doğru olduğunu söyleyerek yapmaz. Gerçekten nelere ihtiyacımız olduğunu ve bu ihtiyaçlar doğrultusunda nasıl adımlar atabileceğimizi keşfetmemiz için bize Ayna tutar.

Terapi, her zaman sığınacağınız güvenli bir limanın olduğunu bilerek çıktığımız, zaman zaman dalgaların yükselebileceği, kendimize dair keşiflerde bulunarak ilerlediğimiz ve sonunda asıl varmak istediğimiz yere bizi taşıyan merak dolu, zorlu ve bir o kadar da güçlendirici bir yolculuktur ve bu yolculuk kendimize verebileceğimiz en güzel hediyedir.

 

*******

 

Psikolog AYSEN ZORER

Psikodramatist, Grup terapisti

Ergen, Yetişkin, Çift ve Aile Terapisti

Kariyer Danışmanı

 

Ben psikoterapiyi kendimizle ilgili farkındalık kazanma ve alternatif davranış geliştirme ve uygulama süreci olarak değerlendiriyorum.

Sadece psikolojik olarak kendimizi rahatsız hissettiğimiz zamanlar değil hayatımızın herhangi bir döneminde tıkanıklık yaşadığımız anlar olabilir, kendimizi gözlemleyip kendimizle ilgili farkındalığımızı arttırmak, yaşadığımız sorunların oluşmasında ve gelişmesinde kendi payımıza düşenleri görmek ve kendimizle ilgili en doğru olan çözümleri bulmak isteyebiliriz veya yaşamımızı daha anlamlı bir şekilde sürdürmek isteyebiliriz. Bu dönemlerde psikoterapiye ihtiyacımız olduğunun bilincinde olmak, kendimizle ilgili önemli bir farkındalıkltır.

Bir yolda yürüdüğünüzü düşünün; önümüzü net göremediğimiz, tedirginlik duyduğumuz, bir ışığa ihtiyaç hissettiğimizi yaşadığımız anlarımız çok olmuştur. Psikoterapi işte bize ihtiyacımız olan ışığın tutulmasıdır, terapist de o ışığı tutan kişidir. Terapiste beraberce üzülelim, bizi rahatlatsın, neşelendirsin, bize hak versin, kendimizin üretemediği çözümleri bulup bize söylesin diye gitmiyoruz.

Terapist bize “Gel birlikte yürüyelim, ben sana doğru yolu göstereceğim, o yoldan değil bu yoldan git.” demez. Yani bizim adımıza neyin doğru olduğu konusunda karar vermez ya da bir öneride bulunmaz. Bizler terapi esnasında, büyür ve olgunlaşırız. Psikoterapi;  terapistin kendi kuramsal bilgi ve becerilerini kullanarak danışanın kendini güvenli ve değerli hissettiği psikolojik ortamda gerçekleştirilen bir işbirliği ve iletişim sürecidir.   

Terapi sürecinde kendimizi tanırız, kendimizle ilgili fark etmediğimiz, kendimize itiraf edemediğimiz ya da kabul edemediğimiz gerçekleri kaynağını bularak kabul ederiz. Terapi esnasında kendimize Ayna tutmayı öğrenip, gözümüz açık olduğu sürece kendimizi olduğumuz gibi görme olanağını elde ederiz. Zayıf ve güçlü yanlarımızı keşfederiz, kendimizle ve sorunlarımızla barışırız, değişimin sadece kendi seçimlerimizle olabileceğinin farkında olarak kararlı bir şekilde çözüm için gerekli zihinsel ve davranışsal değişiklikleri gerçekleştirebiliriz.

 

*******

 

Uzman Psikolog Arzu Aydın Koç

Çocuk Terapisti

Psikodramatist

 

Terapi kimi için kendine bile söylenemeyenleri fark etme yeri, kimi için hayata tutunma yollarından biri.

Çocuklar için, otorite baskısı olmadan kendini ifade etme, spontan davranabilme yeri.

 

*******

 

Klinik Psikolog Zeynep YETKİN

Çocuk, Genç, Yetişkin Psikoterapisti

 

Bir sinema salonu düşünün. Sadece size ait, sadece sizin girebileceğiniz bir salon… Bütün oturma yerleri boş… Nereye isterseniz oraya oturabilirsiniz… Yanınızda bir yol arkadaşı hayal edin şimdi. Sizin hemen yanınızda oturan birini… Ya da belki arkanıza oturur, karar sizin.

Film siz istediğiniz zaman başlıyor, bu sinema daha önce gittiklerinizden farklı… Kendi hayatınızın filmi, izleyeceğiniz… Geçmiş, bugün ya da gelecekte istediğiniz bir ana gidebilirsiniz. Görüntüler akarken sesini açabilir ya da kısabilirsiniz ve hatta bazı görüntüleri büyütebilirsiniz. Belki yerinizden kalkıp yakından bakmak istersiniz?

Bazı sahneleri çok hızlı geçebilir, bazen akışı yavaşlatabilirsiniz. Bu geçiş anlarında size destek oluyor yanınızda oturan kişi. Yargılamadan, önyargılı yorumlar yapmadan ve müdahale etmeden sizinle izliyor filmi. Sizin hızınıza ayak uyduruyor. O da izliyor akıp giden görüntüleri merakla. Bazen de anlamak için arada size sorular soruyor. Görüntüleri sizin gördüğünüz gibi görmeye çalışıyor. Duygusal anlamda yoğun sahnelerde ihtiyaç duyarsanız belki size peçete uzatıyor.

Evet, gördüğünüz gibi bu sinema diğerlerinden farklı… Ve bir farkı daha var; filmi izlerken bazı değişiklikler yapabilirsiniz. Filmin akışına müdahale edebilirsiniz! Durdurup, karakterlere başka şeyler söyleyebilirsiniz mesela, fark etmediğiniz ayrıntılar dikkatinizi çekmeye başlayabilir ve farklı davrandığınızı hayal edebilirsiniz ya da belki olayların hatırladığınızdan farklı olduğunu fark edebilirsiniz. Kim bilir?

Bu sinemanın minik de bir kuralı var, seansların bir zamanı var. Ama iyi haber! Siz yokken kimse gelip sizin filminize dokunmuyor, bir sonraki hafta kaldığınız yerden ya da siz nerden isterseniz oradan devam edebilirsiniz.  

Özgürsünüz! İyi seyirler…

 

*******